OCAK 2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
OCAK 2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2020 Cumartesi

YENİ YAZI Kitap Tanıtım

ELVEDA GÜLSARI - CENGİZ AYTMATOV

ELVEDA GÜLSARI

Sayfa Sayısı: 231





Elveda Gülsarı kitabı Tanabay adlı bir askerin bir dar yokuşta nefes nefese kalan yılkısının en iyi atını bitap düşmüş halde görmesiyle başlar. O andan itibaren saatler geçmişin dolu dizginliği ve zamanın acımasızlığıyla kendisini hissettirir. Gülsarı yolları titreten halinden çok uzaktadır ve tabi ki Tanabay’da!

Tanabay ordudan ayrıldıktan sonra halk tarafından pek tercih edilmeyen yılkıda kendisini bulur. Askeriye ve gerektiğinde ‘’şaşa’’ için bir övgü malzemesi olan atların yetiştiği yerler olsa da burada çalışmak kimsenin isteyeceği bir yer değildir. Tanabay gençlik ve olgunluk düşünceleri arasında sosyalizmin kültürel simgelerle olan karşıtlığı ve zaman içerisinde ki algılanış sonuçlarıyla çatışan portreler okuyucuya sunulmaktadır.

Tanabay’ın bir de ordudan dönerken dul kalmış bir kadına aşkı da bu sıralarda hissedilir. Tanabay’ın çocuklarını düşünmesini aynı durumda kendisinin de kalabileceğini eşinin söylemesiyle hayatı parti ve yılkı arasında koşturarak geçer. Bir gün Gülsarı yılkının ve bütün emanetlerin sahibi olan başkana verilmek üzere istenir. Tanabay başta buna izin vermese de sonradan kabul etmek zorunda kalacaktır. Gülsarı başlarda sürekli kaçsa da insanoğlunun acımasızlığı ve ilkel cezalarla atın kaçması engellenir.

Tanabay’a bir gün partide apar topar söz verdirilir. Koyun korosuna geçip sürünün büyümesi ve yün kırkımının çok olmasıyla ilgilidir. Şimşek ve yağmurlu bir gün doğumlar ve açlıktan dolayı da yünlerde verdiği sözü tutamaz. Parti başkanlarıyla içine düştüğü durum ve zorluklar sebebiyle kendisini düşünce ve yaşamıyla adadığı partide köpek gibi atılarak ödüllendirilir.

Zamanın bütün acımasızlığı ve insanların gençlikteki zapt edilmeyen atlar gibi yükselip yere çakılışı bu kitabın en ağır basan duygusudur. Tanabay bu duyguyla pek çok kez karşılaşsa da dava ve yakın arkadaşı Çora’nın ölümünde bunu hisseder. Tanabay Çora’nın vasiyetiyle partiye geri dönme şansını yakalasa da artık çok geçtir. Ne dava eski davadır. Ne de Tanabay eski Tanabay’dır. Gülsarı’nın o yeri göğü inleten zapt edilemez gücü ne de şöhreti zaman karşısında artık bir hiçtir.

Kitabın yer yer atasözleri ve olmazsa olmazı Cengiz Aytmatov’un ölümsüzleştirdiği efsanelerde kitabın büyük anlam ve iz bırakmasını sağlamıştır. Elveda Gülsarı adlı kitapta da Botam efsanesi bulunur. Bir adam avcılık yapar. Bir geyik sürüsünün soyunu kurutacakken sonuncu geyik onu yaralamasını ve onu yakalayamayacağını söyler. Avcı yemi yutmuş balık gibi geyiğin peşinden koşar ve dağın başında yaralanır. Geyik bütün bunları sebepsiz yere saldırdığı için lanetlediğini söyler ve ayrılır. Çocuk orada çığlık çığlığa ağlar. Babası oraya gelir ve ona yardım edemez. Çocuk babasının onu öldürmesini ister. Kitapta bu bölümü okurken etkilenmemek mümkün değil. Ölüm karşısında yaşamın durdurulamayan akışı en çok gençliğin sıcaklığında hissederken vurgun yemişe dönüyoruz.

Atçılık ve Aytmatov sözcükleriyle dağarcığınıza kazandıracağınız pek çok kelime olduğunu söylemekle birlikte başlarda okurken zorlanıyorsunuz. Sonrasında akıcı ve ölümün kendini doğru çeken akışı arasında geçmişten ileriye doğru bir çözülme durumu söz konusu Elveda Gülsarı kitabında. Çok kısa bir anda bir yaşamın pişmanlıkları ve mutlulukları ölüm karşısında bütün saflığıyla yanaklardan sıyrılıyor. En çokta paylaşılmayan bu anılar belki de yaşayanın yaralarının arasında kavrularak!

Yaşam arasında ölümün geleceğini bilmek o kadar zordur ki Aytmatov onu sisli bir gecenin içerisinde dağa benzetir. Büyük ulaşılmaz ve görünmeyen bir güç gibi etrafını saran… Bir o kadar da uzaktır. Ancak son geldiğinde bunu kabullenir ve boyun eğeriz. Ölümün bu hissedilmeyişi yan yana vermiş yılkının güneşe doğru koşmasını engellemez. Belki de bu yüzden durmadan koşarız. Ölüme doğru…

©KİTAP TANITIM → Bu site telif hakkına sahiptir. İzinsiz alınan, paylaşılan veya çoğaltılan her metinin telif hakkı vardır.




METNİ YAZAN: MUHAMMED YUSUF ÇATMA

13 Şubat 2020 Perşembe

YENİ YAZI Kitap Tanıtım

TOPRAK ANA - CENGİZ AYTMATOV

TOPRAK ANA

Sayfa Sayısı: 136




Tolganay her zamanki gibi tarlasına gitmekteydi; toprak ana sanki  ona sesleniyordu. Toprak ana Tolganayla dertleşiyordu. Tolganay toprak anaya derdini anlatmaya başladı:

Tolganay, Savankul’a karşı ilgi duyuyordu. Savankul da Tolganay’dan hoşlanıyordu. İkisi de birbirlerine sırılsıklam âşıklardı. Savankul, her sabah tarladaki evlerinden erkenden kalkıp, Tolganay’dan habersiz işe koyulmaktaydı. Tolganay, Savankul’u çalışırken gördüğünde, ona daha çok âşık oluyordu, fakat çalışırken kendisini çağırmadığı için ona sinirleniyordu.
Bir müddet sonra Savankul ve Tolganay evlenmeye karar verip evlenmişlerdi.  Onların tek bir idealleri vardı.. O da kendilerine yetecek kadar büyük  bir tarlaydı.  Savankul ve Tolganay birlikte çalışıyorlar Toprak anaya karşı görevlerini yapıyorlardı.  Bir süre sonra  Tolganay,  Savankul’a müjdeli haberi vermişti Tolganay hamileydi.

Savankul bu habere çok ama çok sevindi. Tolganay hamileliğin ilerleyen aylarında gitgide ağırlaşmaya başlamıştı ve hamileliğinin sonuna gelmişti.  Ve kasım adında nur topu gibi bir erkek evlat doğurdu. Ardından daha sonra Maysalbek ve Caynak adında iki erkek evladı daha olmuştu.

Çocuklar kısa zamandan da büyümüş ve okul çağlarına gelmişlerdi. Okuma yazma dahi bilmeyen Savankul öğrenme meraklısı olduğu için okula giden çocukları eve gelince çocuklarından Türkçe dersi almaya başlamış kısa sürede okuma ve yazmayı öğrenmişti.

Çocukları büyük bir başarıyla okullarını bitirmişlerdi. Ama Caynak okumak için uzak yerlere gitmişti. Caynak dışında diğer çocuklar ise babasının mesleğini yapmaya başlamışlardı. Eskisi gibi artık tarım yapmak da  çok zor değildi, çünkü  traktör icat edilmişti. Savankul hemen bir tane traktör satın almış köye traktörü getiren ilk kişi olmuştur.  Savankul ve çocukları artık traktörle birlikte çalışmaya başlamışlardı.
Artık işler kolaylamıştı artık çünkü iki tane aslan gibi ogulları ve bir traktörü vardı. Bu zaman içerisinde oğlu Maysalbek, A liman adında bir köylü kızına âşık oldu Aliman da Maysalbek’e âşıktı. Kısa süre sonra Maysalbek ailesiyle konuşup,  Aliman’ı istetmişti ve Maysalbek ile Aliman evlenmişti.
Bu dönemde Birinci Dünya Savaşı yavaş yavaş kendisini göstermeye başladı. Tolganay bu durumdan çok endişeleniyordu, çünkü çocuklarının ve eşinin savaşa katılmalarından korkuyordu. Çünkü savaşa gidenler geri gelmiyordu. Açlıktan, sefillikten ya da düşman saldırısından şehit düşüyorlardı. .Bir süre sonra köye haber geldi. Eli silah tutan herkes askere alınacaktı. Tolganay ve Aliman bu habere çok üzülmüşlerdi, artık gelin ve kaynana baş başa kalacaklardı.

Nihayetinde evdeki erkekler savaşa katılmıştı..Caynak’tan bir mektup gelmişti.  Caynak orada  mutlu olduğunu her şeyin yolunda gittiğini yazmış,  hafta sonu yanlarına  geleceğini belirtmişti. Tolganay bu duruma çok sevinmişti ama içinde buruk bir üzüntü vardı.

İstasyonda Tolganay oğlu Caynak’ı çok heyecanlı bir şekilde beklerken zamanın çok hızlı geçtiğini fark etti  üstelik çok beklediği halde Caynak gelmemişti. Bu Tolganay için çok acı bir olaydı hava kapkaranlıktı eve döndüğünde  Aliman , Tolganay’ı çok üzgün gördü.

Tolganay Aliman’a Caynak’ın gelmediğini söyleyince Aliman da çok üzüldü. Cepheden acı bir haber geldi. Aliman ve Tolganay’ın kocaları savaşta ölmüşlerdi.   Bu haber karşısında Aliaman ve Tolganay yıkılmıştı.  .Bu sırada Tolganay’a  bir acı haber daha gelmiş, Caynak  da kendisinden habersiz savaşa katılmış, babası ve abileri gibi  o da bir şehit olmuştu.
Savaş gitgide büyümüş köyde erkek kalmamıştı, âmâ geçimi sağlamak İçin kadınlar çalışıyor, erkeklerin görevini kadınlar yapıyorlardı. Olan biten mücadeleler sonrasında savaş da kazanılmıştı. Bu sıralarda köylerine  yakışıklı mı yakışıklı bir çoban gelmişti. Aliman bir gün yolda giderken bu çobanı görmüş Çoban, Aliman’a vurulmuş,  Aliman’ da çabana âşık olmuştu. Aliman ile  çoban gizli gizli  buluşmaya başlamışlardı.

Tolganay bir gece Aliman’ın yatağında olmadığını fark etmiş ve  Aliman’ı kapıdan çıkarken görmüştü.  Aliman’ı takip ederek  ve çobanla buluştuğunu gördü.  Oysa Tolganay Aliman’ın   Maysalbek’i sevdiğine inanıyordu. Fakat  Aliman kısa bir  süre sonra çobandan hamile kalmış, Aliman’ın  karnı  gitgide büyümeye başlamıştı. Aliman en sonunda Tolganay’a bu durumu açıkladı. Tolganay, Aliman’ın bu durumunun kabul etmek zorunda kalmıştı. Bir gece ansızın Aliman’ın doğum sancıları başladı ve Tolganay, Aliman’ın seslerine uyanmış  ve doğum gerçekleşmişti. Tolganay   bebeği kucağına alarak beze sarıp Aliman’a göstermek istedi. Ama Aliman doğumun sonrasında ölmüştü. Tolganay bu bebek  ile artık yalnız başınayd
ı.

©KİTAP TANITIM → Bu site telif hakkına sahiptir. İzinsiz alınan, paylaşılan veya çoğaltılan her metinin telif hakkı vardır.




METNİ YAZAN: MUHAMMED YUSUF ÇATMA

9 Şubat 2020 Pazar

YENİ YAZI Kitap Tanıtım

UÇURTMA AVCISI - KHALED HOSSEINI

UÇURTMA AVCISI


Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen emir ve Hasan süt kardeşler. Emir zengin bir iş adamının oğludur. Emir’in babası yardımsever bir insandır. Hasan ülkede sevilmeyen hazara çocuğudur. Hasan’ın babası (Ali) ise Emir’in babasıyla eski dostlar. Aynı zamanda onun hizmetini yapar. Hasan okumayı ve yazmayı bilmez. Emir Hasan’a yazdığı hikayeleri okur. Bir gün emir hikaye yazarken o esnada Rahim han içeri girer ve yazdığı hikayeyi okumak istediğini söyler. Okuduktan sonra çok beğendiğini ve iyi dileklerini ileti. Kabil’de her yıl düzenli olarak uçurtma şenliği düzenlenir. Bir gün uçurtma yarışı yapılır ve bu yarışamaya emir ve Hasan’da katılır. Yaklaşık 100 uçurtmadan sadece iki uçurtma kalmış ve son uçurtmayı da Emir koparmıştır. Hasan kopan uçurtmayı yakalamak için emir’e söz verir ve uçurtmanın peşinden koşar. Emir Hasan’ı merak eder ve onu aramaya başlar. Yaşlı bir satıcıya sorar o da elinde uçurtmayla peşinde birkaç çocuk kaçarken gördüğünü söyler. Emir tedirgin olur ve aramaya devam eder. Bir ses duyar hemen oraya yönelir Assef ve arkadaşları Hasan’ı kıstırmış elindeki uçurtmayı ister hasan ise hiç tereddütsüz “uçurtmayı emir ağama götüreceğim ona söz verdim.“ der. Assef o zaman hayatı boyunca unutamayacağı bir şey yaşayacağını söyler ve Hasan’ı dövdükten sonra ona tecavüz eder. Bütün bu olanları izleyen emir ise hiçbir şey yapmadan arkasına bile bakmadan oradan koşarak uzaklaşır. Emir Hasan’ın yüzüne bakamaz ve utanır. Hasan her gün Emir’in işlerini erkenden bitirip ona gözükmeden geri yatar. Emir babasına onları artık burada istemediğini söyler ama ters tepki alır. Bu duruma dayanamayan emir Hasan’ı hırsızlıkla suçlar. Ali daha fazla hizmetlerinde çalışamayacağını söyler ve oradan ayrılırlar. Kabil’de çıkan savaş nedeniyle emir ve babası ülkeyi terk eder. Hayatlarını Amerika California’da sürdürmeye başlarlar. Ama emir geçmişte yaşadıklarını unutamaz. Hasan’a yaptıklarından dolayı utanç duyar. Emir büyür ve okulundan mezun olur. Babası ise bitpazarında çalışmaktadır. Emir pazarda General Taheri’nin kızın Süreyya’ya aşık olur.bu arada emir kitap yazmaktadır. Emir Süreyya ile evlenir. Evlendiklerinden bir gün sonra emir’in babası ölür. Emir çok üzülür. Emir’in yazmış olduğu kitap yayımlanmıştır. O gün emir’e telefon gelir ve arayan rahim Han’dır. Rahim han Hasan’ın başının belada olduğunu söyler. Emir’i Pakistan’a çağırır. Emir duyduklarının üzerine dayanamayıp Pakistan’a gider. Yanında rahim Han’a hediye olarak yazmış olduğu kitabı getirir. İçinde ise “ Rahim Han ‘a daha yazmayı bile öğrenememişken hikayelerimi dinlerdi.” yazıyordu. Rahim Han çok hastadır. Emir’e Hasan’ın yazmış olduğu mektubu verir. Hasan ona mektup da yazmayı güzelce öğrenene kadar yazmadığını yeni yeni İngilizceyi öğrenmeye çalıştığını, Farzana adında karısının ve Sohrab isminde bir de oğlunun olduğunu söyler. Rahim han Hasan’ın bir çatışma sırasında öldüğünü ve karısının da onu kurtarmak isterken vurulduğunu anlatır. Emir Sohrab’ı sorar onun da yetimhanede olduğunu söyler. Ayrıca emir babasının kendisini yıllarca kandırdığını ve Hasan’ın kardeşi olduğunu öğrenir. Emir Rahim han’ın ayarladığı bir şoför (Ferit) ile kabil’e gider. Vicdanını rahatlatmak için eline fırsat geçer.
          Kabil’e döndüğünde her şeyin daha kötüye gittiğini fark eder. Kabil’i terk etmek kaldığı olaya benzer bir şeyle karşı karşıya kalır. Sohrab’ı ararlar ve uzun süre sonra izni bulur. Bir adamla tanışır ve onun karşısına tek başına çıkar. Ona ne için Kabil’de olduğunu anlatır. Adam Sohrab’ı çağırır onu köle gibi kullanmaktadır. Daha sonra adamın Assef olduğunu anlar. Assef ile Emir tartışır ve Assef Emir’i döverken Sohrab emir’in Hasan’a hediye ettiği sapanı çıkarır. Sohrab babasından yadigar olan sapanı çok iyi kullanmaktadır. Assef’in sol gözünü isabet alır ve vurur, Assef bağırır. Onlarda kaçar. Ferit kapıda bekler arabaya atladıkları gibi Pakistan’a giderler. Rahim han hayatını kaybetmiştir. Emir Süreyya’yı arar ve olanları anlatır. Emir Sohrab’ı da alır California’ya döner. Süreyya’nın babası bu duruma karşı çıkar ama Süreyya babasına cevabını verdikten sonra bir şey söyleyemez. Birlikte parka gittiler. Emir Sohrab’a orda gördüğü uçurtmayı alır ve ona uçurmayı öğretir. Şimdi Hasan’ın yerinde oğlu Sohrab vardı yani makarayı o tutuyordu ipi ise emir beraber diğer uçurtmayı kopardılar. Emir kopan uçurtmayı yakalayacağına dair Sohrab’a söz verdi ve uçurtmanın peşinden koştu.


©KİTAP TANITIM → Bu site telif hakkına sahiptir. İzinsiz alınan, paylaşılan veya çoğaltılan her metinin telif hakkı vardır.


KTM → KİTAP TANITIM